Paldır Kültür Notlar - I

 

kultur-paldir1.jpg

Yazan: Ekrem Düzen

Bizim Ülkemiz Arz’ın Merkezi’dir. Sadece coğrafi olarak değil, üzerinde yaşamış ve yaşayan insanların yarattığı cazibe nedeniyle de böyledir bu. Birbirinin toprağına, suyuna, havasına ve güzel kadınlarına göz diken yabancı kavimlere konak olmuş bu topraklar daima savaşçının, muhacirin, seferinin, yabancının, sürgünün de yurdu olagelmiştir. Anadolu yarımadasında kat kat şehirler bulunması arkeologları büyülemektedir. Şehir kurmakla pek ilgilenmeyen ama şehir zaptetmeyi çok iyi bilen insanlarımız zaptettikleri şehirlere benzeyecek yerde o şehirleri kendilerine benzetmeyi başarabilmektedir. Kona göçe inşa ettikleri gelenekleri de tıpkı zaptettikleri şehirler gibidir. Aralarında devamlılık bulunmadığı halde alt alta üst üste ama her nasılsa bir arada bulunan birer alışkanlıklar yumağıdır bu gelenekler. Köy köy göçen hemşehriler kasaba kasaba apartmanlaşmakta, şehir ile varoşlarını ayıran otobanların giriş çıkışlarında sokak sokak yabancılaşmakta, sadece birbirlerine değil kendilerine de düşmanlaşmaktadır. Aynı kelimelerle başka başka şeyler anlatan, bambaşka odalarda oturdukları halde her nasılsa yine de birbirlerinin ayağına basabilen katman katman insanların şaşılası birlikteliği ithal sosyoloji kuramlarının elini ayağını bağlamaya yetmektedir.

Hamuru bu coğrafyanın toprağından karılmış ve bu topraklarda mesken tutmuş bir kişi olarak Bu Ülke’ye dair söz söylemenin vazgeçilmez ön koşulları olduğuna inanıyorum. Bunlardan en önemlisi; kim olduğunun hesabını vermek, rengini iyice belli etmektir. Belki de kim olmadığımdan, neye niyet etmediğimden başlamam gerek: Memleketin vaziyeti ve gidişatı üzerine üfürmek hevesinde değilim. Bir sürü malumatfuruşlukla sulandırılmış ve bilgiçlik sosuyla süslenmiş bir ideoloji –ne haddime– va’zedecek de değilim. Miadı dolmuş verileri yeniden ısıtıp fırından yeni çıkmış gibi gösteren akademik bir çalışma hedeflemiyorum. Kendimi ve herkesi bir eleştiri batağı içine çekip ele âleme rüsva ettikten sonra hiçbir şey olmamış gibi elhamdülillah diyerek arkama bakmadan çekip gitmeye de niyetim yok. Amacım tümüyle kişisel. Kişisel, çünkü okur-yazarlığı ve okur-yazarlıkla ilgili işleri seviyorum; çünkü yazdıklarımın kendimle olduğu kadar bu yazılanları muhatap alacak kişilerin her birinin beni de çok yakından ilgilendiren kendi kişisel yaşamlarıyla ilgili olmasını hedefliyorum.

Hareket noktası seçtiğim söz, hemen hepimizin ilk ağızda evet tabii ki diyeceği türden bir söz: Yaşadığımız kültürel coğrafya her birimizin tek tek kendi kimliğini ve kişiliğini biçimlendirerek kendi kişisel yaşam alanını belirler. Yalın haliyle bu söz, ciltler dolusu sözün özü olduğu kadar yine ciltler dolusu açıklamanın da anahtarıdır. İyi de bu sözün, hayatımızdaki elle tutulur gözle görülür karşılıkları nelerdir? Adına kimlik dediğimiz benlik nehrimizin bu coğrafyadaki kaynağı nedir? Kişiliğimizin belli başlı parçaları, içinde harmanlandığımız alışkanlıklar yumağının hangi düğümleri tarafından örülmektedir? Kişisel yaşam alanı adını verdiğimiz kendi bahçemizin tapusunu hangi icazet kurumlarından alıyoruz?

Bu coğrafyayı bir evsahibi edasıyla irdelemenin mümkün olduğunu, böyle bir denemenin koşullarına sahip olduğumuzu düşünüyorum. Gerçi yaşadığımız kültürel evin evsahibi miyiz yoksa sadece kiracı mıyız tam olarak belli değildir. Ama bu belirsizlik, şu anda bu evde oturmakta olduğumuz gerçeğini pek değiştirmez. Asıl ilgi alanımız bu evde oturmanın ruhumuza kattığı özü ve biçimi anlamaktır.

Arz’ın Merkezi’nde yaşayan insanlar ne yer, ne içer? Halleri nicedir? Dünya’nın bütün zenginliğine sahip oldukları halde niçin hala yoksul ve yoksun kalmakta ısrar etmektedirler? Nedir yaşamaktan anladıkları ve hayata kattıkları anlam? Önünden kaçtıkları nedir ve neyin peşindedirler?

Güzel Türkçemizde kültür kavramını ya da bağlamını ifade edebilecek, özü kökü Türkçe bir kelime bulunmamaktadır. Bu hal, kimileri için esef edilecek bir hal olsa da çoğumuz için yakınma konusu değildir. Benim gibi pek çok sonradan okumuşun sözlüğünde kültür ile gelenek, görenek, örf, adet, töre, kanun, hatta namus kavramları arasındaki hayati farklar ayrışmış değildir. Üstelik pek çok yerli kalem erbabı kültür ile gelişme kavramlarını neredeyse eş anlamlı kullanır. Her ikisi de Batı kökenli bu iki kavramın ekseninde, her iki kavrama da uzak ve soğuk duran bir ülkenin tahliline çabalar.

Bizim Ülkemiz’de okumak, adamdan sayılmak için ifa edilmesi gereken görevlerden biridir. O da sadece bazı durumlarda. Okumakla adam olunmadığına ilişkin inancımızın yaygınlığı ve kuvveti okuyacaksın da başımıza âlim mi kesileceksin düsturunda ifadesini bulur. Okuma-yazma, bırakın yaşam biçimini, alışkanlık bile değildir. Bir iştir ve her iş gibi zor, zahmetli ve sıkıcıdır. Okur-yazarlığın hafifmeşreplikle bir tutulduğu bu ülkede en kolayı, konuşmaktır. Birilerinin tavuğuna kışt demediğiniz sürece canınız istediği kadar konuşabilirsiniz. Canınız ille de kışt demek isterse kendi tavuğunuza kışt dersiniz. Kışt diyecek tavuğunuz yoksa Kahpe Felek’e okkalı bir küfür savurur, daha kötüsünden esirgediği için Koca Tanrı’ya şükredersiniz. Bu yetmezse kapı komşunuzun tavuğunu keser, yüreğinizi soğutursunuz.

Okuma-yazmaya karşı gerçek tavrımızın aslında ne olduğu açıkça bellidir. Bu tavrın ne ve nasıl olduğuna ilişkin elle tutulur işaretler hemen yanıbaşımızdadır. Bu işaretler o kadar yakın ve belirgindir ki görmemek için kör olmak bile bahane edilemez. İlk ve belki de en önemli işaret Bu Ülke’nin kendi öğretmenlerine layık gördüğü yaşam kalitesidir. Devlet okullarının on yıllardır içinde bulunduğu durumun vahameti ise artık alay konusu bile olamayacak denli yavandır. Çocuklarını okutmaya pek kadar meraklı olup kendileri okumaya hiç meraklı olmayan insanlarımız ise bir kuşak sonra, kendileri okumayı çoktan unutmuş ve çocuklarını okutmak için ölmeye başlamış olacaklardır.

Popularity: 9% [?]

1 yorum »

  1. tansu şöyle yorumlamış:

    December 24th, 2007 at 6:26 pm

    Sevgili Yazar’ım.. aslında okuyunca kafam biraz karştı.. kimliğimizi bulmanın ya da bilmenin gerekliliğine inanıyorum.. insan buna gereksinim duyar.. aidiyet güzel bir şeydir.. ve kendini bilmek yani nerden gelip nerelere geldiğimizi, ne olduğumuzu, ne kadar olduğumuzu, nasıl olduğumuzu bilmek bence erdemdir.. erdem iyi bir şey midir? cevabı göreceli.. her canlının gereksindiği şeyler diye bildiğimiz, yaşama hakkımız, barınma, doyma, güvende olma hakkımız vb kavramların bile bize çok görüldüğü günümüzde; eğitim ve sağlık konusunda “paran varsa gel kardeşim..” tavrıyla karşılaşırken ERDEM nedir? bana dokunmayan yılan bin yaşasın mı? içim daraldı..

RSS beslemeleri · TrackBack URL

Yorum Yazın