İnanç

inanc01.jpgYazan : Tevfik Ayhan

Rastgele olmayan eylemin temelinde istek yatar. İsteğin de motoru inançlar ve/veya arzulardır.

Buna, önceden düşünülüp bilinçlice karar verilmiş (ve gerekçelendirilmiş) eylem de dahildir.

İnançlarımı ve arzularımı bazen bilirim, bazen bilmem. Bilsem de bilmesem de onlar iş başındadırlar. Eğer biliyorsam, bu, yavan tuvalin ‘ben’le ilgili kısımlarında bir yer tutar, o kadar.

Arzularım ve inançlarım (her ikisi de), değişik zamanlarda harekâtımın kaynağı ve barikatı (ketleyeni) olabilirler. Yani, biri habire kaynak, diğeri habire ketleyen rolünde değildir. Hatta bazen bir kısım arzularımla bir kısım inançlarımı bir tarafta, diğer bir kısım arzularımla inaçlarımı diğer bir tarafta bulabilirim.

Arzularımda tutarlılık aramam. Daha doğrusu bazen ararım da, o vakit abesle iştigal etmiş olurum. Zira arasam da pek bulamam. İnançlarımda tutarlılık aradığım olur. Bazen bulurum da. Amma bulamasam da şaşmamalı.

Üç türlü inanç bileşeni vardır :

  • Tuvalde yer tutan(bkz. “Bilgi”), yani alemlerin resminin bir parçası olan, vefakat doğruluklarından hiç kuşku duymadığım bölgeler: Bu tip inanç, bilgi ile aynı ontolojiyi paylaşır. Aydınlanmacıların habire yüklendikleri inanç kategorisi budur.
  • Ahlakî tercihler. (Öyle yapmak iyi, böyle yapmak kötü)
  • Ontolojik kategorizasyonun kendisi veya bunun (aslen lüzumsuz) gerekçeleri: Örneğin “dış dünya kendiliğinden vardır gardaşım, gördüklerim ve tuvale işlediklerim gerçektir”, gibi.

Bazen inançlar, hangi kategoriden olurlarsa olsunlar, “bak ben inancım” diye cıyaklamazlar. Gerekçelendiririm onları. Hele bir de pozitivist felan isem gururum ancak böylesini kaldırabilir zaten. Bu gerekçelendirme ağı kovalandığında, ya dairesel referanslar ve/veya bazı temel inançlar yakalarım. Bu düğüm ve ilişkilere bazı bazı inanç sistemi filan dediğim de olur (inanç ağı desem daha iyi olurdu ya, neyse).

Bazen bir inanç ağım olduğu halde bunu kabullenmem. Bazen yalnızca bir inanç ağım yoktur; yanar dönerimdir.

Bazen de kabullendiğim inanç ağı, harekâtıma kaynak/ket olan esas inanç ağımla tam olarak örtüşmez.

Örnek mi istersiniz? :

  • Bir skeptik isem eğer, bir inanç ağım yoktur. Vefakat ağzımdan çıkan her önerme, yine de gelip bir inanç ağına veya izole bir inanca dayanır. Duruma göre bu inanç ağı farklı farklı olabilir. Biraz yanar dönerimdir anlayacağınız amma bunu pek kabullenme meyilinde değilimdir. Konuşmaktan gayrı harekâtım ise ayrı bir komedyadır. Bir inanç ağınının üstüne otursa bir dert, oturmasa başka bir dert!
  • Klasik materyalist isem eğer, hazırdan bir inanç ağım vardır, ve bunu söylemeye utanıyorumdur. En azından ele güne karşı, harekâtımı bilimin ışığında belirlediğimi söylerim. Zorlandığım zaman diyalektik-miyalektik der, kafaları (kendiminki dahil) bulandırırım.
  • Dindar isem eğer, hazırdan bir inanç ağım olduğunu dertsiz tasasız kabullenirim, ve harekâtımı elimden geldiğince bu ağın üzerine oturtmaya çabalarım. Kabullenmekten çekindiğim, kendi inanç ağımın bu hazırdan inanç ağı ile tümüyle örtüşmeme durumu ya da olasılığıdır. Üstelik bazen, nafile ve gereksiz gailelere girişir, dinî inançlarımı, örneğin tanrının varlığını, kendime veyahut diğerlerine kanıtlamaya koyulurum. Bu gaileyi bazen tarihî bilgilere, bazen bilimsel verilere, bazen de mucizelere dayanarak ifşa ederim (ettiğimi sanırım). Böylelikle bir ontoloji çorbası pişiririm.

Doğrusu, “herkesin inancı kendine” diyebilmektir.

Ve fakat bazen benimkinden başka inanç ağlarının da mümkün olduğunu, bir başkasının da harekâtını böyle başka bir inanç ağı üzerine oturtabileceğini, pek hazmedemeyebilirim.

Bazen de ben hazmetsem bile, bazı başkaları hazmedemeyebilir.

Bazen, her iki taraf bunu hazmetse dahi, bu iki inanç ağı, içerikleri itibarı ile uyumsuz olabilir. Bu uyumsuzluk, farklılık veya çelişiklik anlamında değildir. Harekât bazındadır. Örneğin, birinin “adam öldürmek iyidir” gibi bir inancı var ise, bu pekçok inanç ağı ile uyumsuz olabilir.

Böyle durumlarda, başka bazı durumlarda olduğu gibi, bu iki inanç ağının yanyana yaşaması zordur.

Sürtüşme olur. Bendeniz de ya başımı eyer ya kavga ederim.

Bazen de başka inanç ağlarının da olabileceğinin, ve son kertede benimkinden farklı bir değere haiz olmadıklarının ayırdında olurum. Saygı duyarım.

Bunlar bir de benim inanç ağımla uyumlu iseler, oh ne ala. Yan yana kuzu kuzu yaşayıp gideriz icabında. Yok uyumlu değillerse, yine saygı duyabilirim de, bir yandan da karşıma çıktığında ister istemez sürtüşürüm diğeriyle. Böyle karşılaşmalardan kaçınmaya çalışabilirim. Buna uğraşsam dahi, kaçamazsam bir önceki paragrafa dönerim.

Bu hazmetmeme/hazmedememe durumu, yerine ve ağına göre, başka başka zuhur edebilir bendenizde.

Mesela bazen, hazmetmediğim halde bunu kendimden ve/veya ellerden saklarım.

Örneğin derim ki : ”Benim inanç ağım (paradigmam, itikadım) zaten evrenseldir. O diğerleri gaflet ve cehalet içinde yüzen zavallılardır. Hakikatı görmüyorlar. Amma onlar görmeseler de hakikat hakikattır ve yektir.”

Bazen de hazmetmediğimi etrafa haykırmaktan çekinmem. “Ya bu deveyi…” tarzında beyanlarda bulunurum.

Bu işin deklaratif kısmısı. Sürtüşme/boyun eğme kısmısı da değişik değişik vukuu bulabilir:

  • Kılıçtan geçiririm / geçirilirim;
  • Aç bilaç bırakırım / bırakılırım;
  • Hor görürüm / görülürüm;
  • Ayartırım / ayartılırım;
  • Devşirirm / devşirilirim…

Tâ ki, takatsiz kalıp, bu sürtüşmenin ne denli yıkıcı olduğunu anlayıncaya kadar…

———–

Tevfik Ayhan

İlk yazılış : Paris, Bahar 1996
Son dokunuş : Nice, Ocak 2007

Popularity: 20% [?]

2 yorum »

  1. Ebru Akman şöyle yorumlamış:

    January 7th, 2008 at 9:40 am

    Sayın Hocam,
    yazılarınızı yani dörtlemenizi ilk kez baştan sona toptan okudum. teker teker ayrı güzel, niyet öyle miydi bilmesem de, toptan bir bütünlük içinde olmaları ayrı bir güzel, çok hoşlandım. birbirlerine mütemmim oluşları benim önüme büyük bir pencere açtı.

    tuval benzetmesini çok zaman önce bir başka arkadaşımdan daha naifane olarak dinlemiştim ama sizinkisi çok incelikli ve iyi tasarlanmış. oluş anından inanca doğru ilerleme, bireyden topluma (ötekilere) giden ve geri iade edilen tansiyonun ve bunların geçişkenliğinin anlatılması ile bunun yapılışı sırasındaki duru dilden bu sefer daha çok hoşlandım.

    elinize sağlık.
    b.

  2. Tevfik Ayhan şöyle yorumlamış:

    January 12th, 2008 at 7:16 pm

    Hoşlanmana çok sevindim Ebru. Evet, bu yazılar (daha 10-15 taneyle birlikte) bir bütün oluşturacaklar. Bir bakıma, bir “yarım-yamalak sözlük” çalısması bu. İmkan buldukça diğerlerini de koyacağım siteye.

    Yeniden çok teşekkürler. Az da olsa birilerinin bunları okuyor oluşuna için için seviniyorum.

    Kal sağlıcakla,
    Tevfik Ayhan

RSS beslemeleri · TrackBack URL

Yorum Yazın